Kaydettiğim her makale, gelecekteki bana verilmiş küçük bir sözdü. Buna mutlaka döneceğim.
Hiç dönmedim.
Fark ettiğimde listemde dört yüz kayıt birikmişti. Onu açmak bir kütüphaneye girmek gibi değildi. Bir mezarlığa girmek gibiydi — her kayıt, iyi niyetli olup da bir türlü gelmeyen bir ben versiyonuydu. Liste okumama yardım etmiyordu. Sadece okumadıklarımın hesabını tutuyordu.
Bunun bir adı var: koleksiyoncu yanılgısı. Bir şeyi kaydetmenin, onu bilmekle neredeyse aynı olduğuna dair o sessiz inanç. Kaydet'in verdiği o küçük haz, ilerleme gibi hissettirir. Değildir. Tam tersi — sekmeyi kapatıp işini bitirmiş hissetmeni sağlar, oysa asıl okuma hiç gerçekleşmez.
Sonra-oku uygulamalarının çoğu okumak için değil, kaydetmek için yapılmıştır. Ne kadar biriktirdiğini sayarlar. Yığını büyütür, buna da özellik derler.
Ben tersini istedim. Listenin küçülmesine yardım eden bir uygulama. Önce yazıyı benim yerime okuyan, özünü üç satırda elime tutuşturan ve tamamının akşamıma değip değmeyeceğine saniyeler içinde karar vermemi sağlayan. Bitirdiğimde de kaydı törensizce ortadan kaldıran — böylece liste hafif kalıyor ve dibini görmek yeniden mümkün görünüyor.
Zor olan hiçbir zaman kaydetmek değildi. Bitirmekti. Ben de tam o kısım için bir şey yapmak istedim.